Çalışmamın isminin orientation olması bu projeyi aquascaping hobisine bir alıştırma projem olarak nitelendirmemden kaynaklanıyor.

Akvaryum hobisine 12 yaşımda başlamış ve eğitim hayatımdan dolayı 15 yaşında ara vermiştim. 10 sene sonra Kıbrıs’ta denizden çıkarttığım kayalarla güzel bir çiklit tankı kurmuş ve bir sene boyunca barındırmıştım. Yaklaşık 7-8 yıldır oradan buraya taşındığım için hobiden biraz uzak kalmıştım ve en sonunda bir gün petshop’un önünden geçerken tekrar içeri adım atmamla kendimi yeniden hobinin içinde buldum. Bu projenin tankı o gün satın aldığım tanktır.

Önceki tecrübelerimde lepistes, diğer canlı doğurunlar, pangasus, guromi, bir kaç tür tetra, japon balığı, çöpçü ve vatoz gibi canlılara bakmıştım. Ve akvaryumlarımın tasarımlarına çok özenirdim. Sonraları hobinin internet ve teknoloji sayesinde ne kadar geliştiğini farkettim ve Takashi Amano, James Findley gibi ustaların Youtube’da videolarını izledikten sonra aquascaping bende ayrı bir heyecan oluşturmaya başladı.

Olayların gelişimi itibari ile de bu projenin öyküsü biraz uzun. Sizi de çok sıkmadan kısaca anlatmak isterim:

Tankı önce bir canlı doğuran tankı olarak kurdum. Zemininde midye kırığı, bir batık gemi dekoru ve bir Java Fern (isminin java fern oluğunu çok sonradan öğrenecektim.) ile tasarımı kurmuştum. Yeni tank sendromunu yaşadım. İnternetten araştırdım. Araştırmalarımda Akvaryum.com‘da bir sürü yararlı makale buldum ve oradan öğrendiklerimi uygulayarak önce filtrasyon hakkında bilgilerimi tazeledim ve yeni şeyler denedim.

Malum daha önce hobiyle uğraştığım yıllarda internet yoku ve hobi hakkında bilgilerimiz mahallemizin akvaryumcusunun bilgileriyle sınırlıydı. İçinde bulunduğumuz dönem itibari ile internetten araştırarak hobiyi çok daha hızlıca geliştirebiliyoruz. Bunda akvaryumda kullanılan teknolojilerinin gelişmesinin de çok büyük önemli var.

Zira Orientation projesinde kullanılan tank aquascaping için uygun ebatlarda değil. 48x23x32(h) ebatlarına sahip. Bu yüzden ışıklandırma için T5 veya T8 gibi teknolojiler kullanamıyorum. Sadece ışıklandırmayı araştırmamın ardından Philips’in 23Watt ve 6500K değerlerine sahip bir tasarruf ampülü ile aydınlatılıyor. Su yüzeyi dar ve hacmi de küçük olduğu için ilk olarak eklediğim 650lt/s debiye sahip iç filtreyi çıkardım. 250lt/s debiye sahip bir şelale filtre kullandım. Ayrıca şelale filtrenin bir de surface skimmer’ı vardı. Ancak geçtiğimiz günlerde filtreyi temizlerken içinde bir adet katil salyangozum ve bir sakura karidesimi ölü olarak bulunca surface skimmer’ı iptal ettim. Şu an debisinin de arttığını gözlemliyorum.

Bu akvaryumda aquascaping yapmaya karar verdiğim an zemin malzemelerini araştırdım ve zeminde alt katmanda JBL Aquabasis Pro, üstünde ise Hagen diye anılan siyah kumdan kullandım. Arada DIY misket gübreler var ama pek bir işe yaradıklarını söyleyemeyeceğim.

Hardscape olarak ise daha önce elimde olan bir kütük, araziden topladığım birkaç parça dal, göztepe sahilinden çıkarttığım bir kaç kaya parçası ile hardscape‘i oluşturdum. Böylece hardscape bana kum ve gübre maliyeti dışında bir maliyet getirmedi.

İlk kurulumdaki Java Fern’i bakmayı bilmediğim için öldürme noktasına gelmiştim. Ancak onu bu tasarımda kullanıp yeniden hayata döndürmek istemiştim. Bitkilerin seçiminde ise kolaydan zora doğru birkaç çeşit bitki seçtim. Her zorluk derecesi benim için ayrı bir meydan okuma olacaktı. Örneğin şu an akvaryuma yeşili kırmak için eklediğim Rotala ve Alternanthera Reinecki Mini‘yi yaşatmak ve güzel kırmızı tonlarına eriştirmek bir meydan okuma. Ayrıca akvaryumun zemininde bulunan, bakımı zor sınıfına giren Eleocharis Parvula ile mücadele ise çok çetin geçiyor diyebilirim. İstediğim büyüme ve gelişimi, yayılmayı henüz sağlayamadığım için bugünlerde zemine kök tablet gübreleri uygulayacağım. Potasyum ve genel gübrelememin yanına da Azoo Red Plant Nutrients ekledim ve yakında sıvı demir gübrelemesini de gübre reçeteme ekliyor olacağım.

Filtrasyona tekrar dönecek olursak standart bir şelale filtrenin içinde Eheim Ehfi sabstrat malzemesi, mekanik temizlik için elyaf kullanıyorum ve filtrenin içinden çıkan kartuş içi karbon tanelerini zeolit taşı ile değiştirdim. Ayrıca lav kayası ile de biyolojik filtrasyonu destekliyorum.

Mayalı sistem kullandığım bu tankta karbondioksit difüzörünün seramik yosunlanmasının dışında bir sebeple çalışmaması sonucu çıkışı şelale filtrenin su girişine verdim. Böylece difüzyon gaz baloncuğunun filtrenin içine girip, pervaneye çarparak parçalanması ve filtrenin içinde bir müddet akıntı ile yolculuk etmesiyle sağlanıyor. Karbondioksit göstergem hep yetersiz gösteriyor. Bu sebeple bugünlerde sıvı karbondioksit gübrelemesi de yapmaya başladım. Göstergeyi yeşil görene kadar yavaş yavaş dozu arttıracağım. Ancak bitki gelişimine bakarak; gösterge yetersiz gösterse de, bitkilerin karbondioksit ihtiyacını büyük ölçüde karşıladığını söyleyebiliriz.

Tankın diatom dönemini atlatmasının ardından farklı bitki çeşitlerini de eklememle güzel bir görünüm almaya başladı. Dün son bitki türlerini de yerleştirmemle birlikte artık son viraja girmiş bulunuyor diyebiliriz.

Tasarıma daha sonra masalsı bir beyaz at biblosu eklenecek. Biblonun şu an suya salınım kontrollerini yapıyorum. Biblo konulacağı yerde ışığı keseceği için tankın gelişimi tamamlandıktan sonra fotoğraflama için kullanılacak sadece.

Ayrıca surface skimmer’a kurban gittiğini düşündüğüm salyangoz ve karides gibi canlıların takviyesi yapılacak. Akvaryumda şu an tankın içine doğan bir kaç yavru da mevcut. Onlar geliştiklerinde tankın nitrat seviyesine göre seçme erkeklerle tankı süslemek istiyorum. Belki canlılara bir de beta balığı eşlik edebilir.

Tankta yeterince bitki çeşitliliği ve yoğunluğu olmasına rağmen soldaki kütüğün çukur bölgesi ve sağdaki taşların üzerine wabi-kusa yöntemiyle veya başka bir yolla Cardamine Lyrata eklemeyi düşünüyorum.

Proje şu anki konumu itibariyle, parvulaların zemini zenginleştirmesi, sıvı gübrelemenin oturtulması ve bitkilerde istenilen canlılığın sağlanması ile tahminim 2 aya kadar tamamlanmış olacak.

Makalelerimizden haberdar olmak için bizi facebook sayfamızdan ve diğer sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

  1. Zeynep diyor ki:

    Sahilden alınmış olan kaya parçaları Marmara denizinin kendine has, orjinal kayaları mı? Yoksa sahil yoluna ait karasal kayalar mı?

    Ayrıca son derece hoş ve dinlendirici müzik eşliğindeki bu akvaryum görüntüsünü herkese yaymak lazım. Akvaryum olayına en uzak kişileri bile bu hobiye iter kanaatindeyim:)

  2. Rıza Sırman diyor ki:

    Merhaba Zeynep Hnm,

    Kayalar hakkında net bir bilgi sahibi değilim. Yapısal olarak karasal kayalara benziyorlar. Denizden veya tatlı sudan da olsa çıkartılacak kayaların salınım testine tabi tutulması gerekli. Aksi takdirde zamanla suyun Ph derecesini etkileyebilirler….

  3. Zeynep diyor ki:

    Caddebostan – Suadiye sahil yolu hattında yüzüyor ve serbest dalış yapıyorum. Diplerde ve tabiidir ki sahil kenarında rastladığım tüm kayalar, taşlar sahil yolu yapımında kullanılmış karasal kayalar. Ancak üzerlerini sarmış olan değişik türlerde – görünümlerine göre marul yaprağı, çubuk ve rezene otu şekillerinde- deniz yosunları ile dipte doğal deniz kayaları gibi muhteşem durmaktalar:)

    Ancak bu kadar özenilmiş akvaryumlarda orjinal deniz kayası kullanılması taraftarıyım. Tabii ki sudaki asit – baz dengesi etkileri dikkate alınarak..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir